Mustafa Ulusoy’un ‘Yakınlık’ Adlı Kitabından 20 Alıntı

Hayatın içinden bir çok kesit görebileceğiniz , sıkılmadan okuyup bakış açınızda yeni pencereler açacak güzel bir deneme kitabı . Mustafa Ulusoy mesleği gereği bir çok kitabı insanı anlamaya dair olduğunu söylenebilir.

0
1032

1.

Benden çok uzakta ama onu kalbimde hissediyorum. Bir insan başka bir insanın kalbine nasıl da sığıyor doktor? Bu bir mucize olmalı.

2.

Bir insan başka bir insana sükunetten,huzurdan daha değerli ne verebilir? Bir İnsan,başka bir insana huzur verecekse tebessüm etmelidir.Yüzün tebessümü de ancak kalbin tebessümü ile mümkündür.Zorla tebessüm olmaz.

3.

Sadece görmek yormaz insanı, biliyorsun değil mi? Daha çok, görülmektir yorucu olan.

4.

Artık kavuşma umudu yoksa da içindeki bağlılık hissi ona yeter. Ördek onun yanında değildir, ancak ördek artık onun içindedir.

5.

“Kazandım.” demek bu dünya için oldukça büyük bir iddiadır. “Kaybettim.” demekse ruhu dipsiz bir uçuruma götüren gereksiz bir umutsuzluk. Kazanırız ve kaybederiz. Kaybettiğimizi sandığımız an kazanmamız, kazandığımızı söylediğimiz an kaybetmemiz olasıdır.

6.

Hep kendime anlattım. Bazen kendim de benden sıkıldı…

7.

Sohbetler insanların birbirini dinledikleri konuşmalardan ziyade, insanların önemsenmek için kendilerini anlattıkları tek kişilik oyunlara dönüşmüştür.

8.

İhtiyaç hissedilen güvene darbe gelmediği sürece, iki insan arasındaki mesafe giderek azalır. Ancak bu mesafe hiçbir zaman kapanmaz. Bu, insan ilişkilerinin sınırlılığı ile ilgilidir.

9.

Ve insanlar birbirinin yanlışını ister olmuş. Bu yüzden herkes birbirine karşı gardını almış vaziyette. Her an birisi bir açığınızı yakalayıp tenkit okunu üzerinize salabilir bu gezegende.

10.

Haddimizi bilmeden dönüp duruyoruz şu gezegenin yüzeyinde. Üzerinde yaşatıldığımız gezegen bile haddini bilirken, haddimizi bilmemek bize pahalıya mal oluyor: Özel hayatlar da karmaşa kol geziyor.özel hayatlar özelliğini yitiriyor..

11.

Ölüm meleği şu an gelse itiraz etmeyeceksin. Dünyanın içindesin. Ama dünyadan soğumuşsun. Gitmek istiyorsun.Öteye geçmek istiyorsun. Ağlıyorsun. Neye mi? Her şeye. Her şey üstüne üstüne geliyor sanki. Çaresizsin. Boşluktasın. Hayattasın ama hayatta olduğunu hissedemiyorsun.

12.

İki insan arasındaki mesafenin hiç kapanmayacağını ve bir insanın başka bir insanı mutlak olarak anlayamayacağını fark edince, kalbini O’na açtı.
İstediği şeyi insanlar veremeyecekti. Bu, insanların kötü niyetinden de kaynaklanmıyordu. İstediği şeyi vermiyor değillerdi. Veremiyorlardı. O’nu mutlak olarak anlayabilecek, ancak Mutlak Varlık olabilirdi. O’nun kendisini mutlak olarak anladığını hissedince, içindeki uzaklıklar kapandı, Mutlak Varlık, ona mutlak yakındı..

13.

Her türlü dünyevi oyalanma yolu denendi. Tüm testlerden başarısızlıkla çıktı dünyevileşme. İnsanlık her şeyi deneyip hiç bir şeyi bulamamanın şaşkınlığı içinde.

14.

İnsan insana hemen açılamaz. Her insan ilişkisinde hissedilen mesafe ya da uzaklık duygusu buna engel olur. İnsan karşısındakine kendisini ona yakın hissettiği oranda açılabildiği gibi, açıldıkça da giderek ona daha yakın hisseder. Bu yakınlaşma ve açılma güven duygusuyla orantılı olarak devam eder. İhtiyaç hissedilen güvene darbe gelmediği sürece, iki insan arasındaki mesafe giderek azalır. Ancak hiçbir zaman tam olarak kapanmaz. Bu, insan ilişkilerinin sınırlılığıyla ilgilidir.

15.

Mahremiyet, gizem, sır tutma, kendini ölçülü bir biçimde açma, yaşadıklarını uluorta anlatmama gibi özellikler, insanın kişiliğini örten zarif ve ipeksi örtülerdir. Bu örtünün kalkmasıyla bir gizeme sahip olmanın çekiciliğinden yoksun kalmaları, en nihayetinde onları sadece ‘olmak’tan mahrum bırakmaz, ‘görme’ye bile değmez kişiler haline getirir. Eninde sonunda, bir de “görünmez” olurlar.

16.

Uzaklık ne kadar acıydı. Elinden gelse dünyadaki tüm uzaklıkları yakın kılmak isterdi. Tüm uzaklıkları makasla keser, onları küçük küçük parçalara ayırırdı. Uzaklıkları yakınlaştırmaya çalıştıkça, başaramadığı için duyduğu kızgınlık daha da artıyor, bu sefer kendisinden de uzaklaşmaya başlıyordu.

17.

Kalbimi nefretle doldurup bu yükü üzerimde taşımaya değer mi?

18.

Bir emaneti taşıyorum. Başka ne yapayım? Başka da ne yapılır ki zaten? Nereye gidersem gideyim yanımda kendimi götürüyorum. Kendimiz birer emanet değil miyiz?

19.

45 saniye içinde milyonlarca kişinin zihnine şu takıldı: “Ne oluyor?” Yer müthiş bir sarsıntı ile sarsılıyordu. Bu, insana garip geliyordu. Bu sarsıntılara alışık değildik. Alışık olduğumuz ise, yerin sarsılmaması idi. Kainattaki işleyen düzen, mükemmellik idi. Bu düzene bel bağlamıştık. Alışıp gitmiştik bu düzene. Bu alışkanlıkla “Neden yeryüzü, dünya bu kadar mükemmel, üzerinde yaşadığımız gezegen nasıl oluyor da kainatın içinde sarsılmadan hareket ettirilebiliyor?” sorusunu sormuyorduk.

20.

Tenkitçilik hastalığı sarmış dört yanımızı. Kibirli ve mağrur nefisler bir şey beğenmiyor. Onun şu’su var, ötekinin bu’su. Başka birinin başka bir kusuru. Arkadaşlık edilecek, dostluk kurulacak, Allah adına birlikte bir şey yaşanılacak kimseler yok gibi bir algılama üretiyor nefis.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz