Reşat Nuri Güntekin’in ‘Çalıkuşu’ Adlı Kitabından 20 Alıntı

0
3739

İstanbullu bir subayın kızı olan Feride, küçük yaşlarda anne ve babasını kaybeder. Teyzesinin korumasıyla Fransız yatılı okulunda okur. Yaramazlıkları yüzünden arkadaşları okulda ona “Çalıkuşu” lakabını takarlar.
Çalıkuşu, yaz tatillerini teyzesinin köşkünde geçirir. Teyzesinin yakışıklı oğlu Kamran ile birbirlerini severler ve nişanlanırlar. Feride, düğün günü, bir kadının getirdiği mektuptan Kamran’ın İsviçre’de iken Münevver adında hasta bir kızla ilişkisi olduğunu, ona evlenme sözü verdiğini öğrenir, her şeyi yüzüstü bırakıp kaçar. Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu kitabından 20 alıntıyı sizler için derledik.

1.

Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamıyla beraber ölen genç kızlık rüyalarım, kendi küçüklerim, sonra Munise, onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim. Yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sararıyor, dökülüyor. Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu.

2.

Eskiden ölümü ben başka türlü düşünürdüm: İnsan elli sene, altmış sene, hülasa istediği kadar yorgunluktan bitap düşünceye kadar gezer , koşar, eğlenir. Sonra, gözleri tatlı bir uyku ihtiyacıyla mahmurlaşmaya başlar. O vakit bembeyaz, temiz bir yatağa uzanır. Yeni başlayan uykuların hafif sarhoşluğu içinde gülümseye gülümseye sönüp gider. Güneşe karşı parlayan beyaz mermerler üstünde kucak kucak çiçekler… O mermerlerdeki küçük yalaklardan su içmeye gelmiş birkaç kuş… İşte ölüm denince benim gözümde böyle sevimli ve hemen hemen neşeli bir hayal uyanırdı.Şimdi , onun acı lezzetini toprak, öd ağacı ve servi kokuları içinde dilimle tadıyor, ciğerlerimle kokluyor gibiyim!

3.

Aynı duayı birbirinden habersiz eden iki insan, er ya da geç birbirlerine kavuşurlar.

4.

Sen, Kurşunla vurulanları hiç işitmedin mi , be hemşireceğim? Bazıları, vurulduklarının farkında bile olamazlar, üç beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz, hemşireceğim. Hele bir soğumaya başlasın. Sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?…

5.

Şimdi söyle bakalım Kâmran, gülbeşekeri beğendin mi?
Genç adam gülerek cevap verdi:
-Beğendim
-Sevdin mi?
-Sevdim
-Bir daha söyle.
-Sevdim.
-Öyle değil Kâmran, “Ben gülbeşekeri sevdim.” de.
-Ben gülbeşekeri sevdim.

6.

Yan yana yürümeye başladık. Yeni yakalanmış bir kuşun yüreği, göğsünde nasıl atarsa benimki de öyle atıyordu. Fakat zannediyorum ki, beni bıraksa da artık kaçmaya kuvvet bulamayacaktım.

7.

Kâmran bir gün bana:
-Biliyor musun Feride, beni bedbaht ediyorsun dedi.
Kendimi tutamadım:
-Şimdiden mi? dedim.

8.

Madem ki yakında yine bırakıp gideceğiz, derdimiz eksik gibi niçin başımıza yeni bir sevda satın almalı?

9.

‘Sen sen ol sakın karı koca arasına gireyim deme. Karı koca ipektir, araya giren köpektir.’

10.

Yüzüne bakmamak ne ispat eder, rica ederim, dedim; sevmediğimi mi? Ne delilik!

11.

Mektepte bize şiir ezberletmişlerdi. İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış.

12.

Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi?

13.

Ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır; tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir giz şefkat var gibidir. Şikayet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara daha az zalim olurlar.

14.

Sahici bir kuşa dönüşüp bu dalların üstünden gökyüzüne kanatlanmayı, yukarıdaki ay ellerinde kaybolup giderek bu dünyadaki insanların yüzlerini artık görmemeyi ne kadar istiyordum.

15.

Kamran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum… Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin…

16.

Ben,seni sevmesini senden ayrıldıktan sonra öğrendim.Hatta yaptığım tecrübelerle,başkalarını sevmekle sanma sakın.Gönlümün içindeki derin,hazin,ümitsiz hayalini sevmekle.

17.

İhtimal daha kırk sene, elli sene yaşayacağım. İhtimal daha elli yaş bu hazin muzafferiyetin hazin yıldönümünü görmek lazım gelecek. Hayat, ne uzun ya yabbi, ne uzun?

18.

Yeni yakalanmış bir kuşun yüreği, göğsünde nasıl atarsa benimki de öyle atıyordu. Fakat zannederim ki beni bıraksa da artık kaçmaya kuvvet bulamayacaktım.

19.

Felaketi ağır ağır haber vermek testere ile adam kesmeye benzer.’

20.

-Ben dün akşam mühim bir karar verdim.
+Neye?
-Yaşamaya.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz